Ressam Ceren Göğebakan bu hafta Sanatın Evrim’i programının konuğu oldu. Programı hazırlayan ve sunan Günsu Saraçoğlu, Ceren Göğebakan’ın hayatı hakkında detaylı bilgileri izleyicilerle paylaştı.
Türkiye Haber Portalı’nın YouTube kanalından 3 Mart 2026 tarihinde saat 18.30’da yayınlanan bölümde, izleyiciler Ceren Göğebakan’in yaşam yolculuğunu keşfetme fırsatı bulacaklar.
Sanat dünyasının iki farklı kutbunu, analitik düşünceyi ve soyut duyguyu bir araya getiren ressam Ceren Göğebakan, “Sanatın Evrim’i” programının 86. bölümünün konuğu oldu. Günsu Saraçoğlu’nun hazırlayıp sunduğu programda Göğebakan; bilgisayar mühendisliğinden sanata uzanan ilginç kariyer yolculuğunu, sürrealizmle başlayan sanatsal serüvenini ve ölümden dönüşünün ardından eserlerine yansıyan yeni bakış açısını anlattı.

“Cesur Olmalarını Tavsiye Ediyorum”
Programın açılışında kendisini “soyut ve sürrealist, dijital ve geleneksel medyaya hâkim, donanımlı bir genç nesil sanatçısı” olarak tanıtan Günsu Saraçoğlu’nun “Ceren Göğebakan kimdir?” sorusuna sanatçı, ilham verici bir hikâyeyle yanıt verdi. Mersin doğumlu olan Göğebakan, üniversite eğitimi için İzmir’e, iş hayatı için ise İstanbul’a taşındığını belirtti. Ege Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanındaki eğitiminin ardından sanata olan ilgisinin, özellikle psikanalist Jacques Lacan’ın çalışmalarından etkilenerek sürrealizmle kesiştiğini vurguladı. Bu sürecin, duygu ve mantık arasında bir köprü kurmasını sağladığını ifade eden Göğebakan, çok yönlülüğün Türkiye’de yeterince desteklenmediğini belirterek genç sanatçılara şu tavsiyede bulundu:
"Cesur olmalarını tavsiye ediyorum. Çok yönlülük bazen baltalansa da, aslında en büyük zenginlik. Kendi içinizden gelen o saf duyguya güvenin ve onu ifade etmek için hangi aracı kullanacağınıza siz karar verin."
Teknoloji, Duygu ve Robotla Sanat
Bilgisayar mühendisi kimliğiyle sanat pratiğine de derinlik katan Göğebakan, dijital ve geleneksel medyayı bir arada kullanmasını “Bunların hepsi bir araç. Merkezde ifade ve duygu var” sözleriyle açıkladı. Programın en dikkat çekici bölümlerinden birinde, bir arkadaşıyla birlikte yürüttüğü “robotla resim yapma” projesini detaylandırdı. Bu projede bir robota resim yapmayı öğretmeye çalıştıklarını, bunun bir çocuğa öğretmek gibi olduğunu ve ortaya çıkan eserin kime ait olduğu, imzanın nasıl atılacağı gibi derin felsefi sorularla karşılaştıklarını anlattı.

Yapay zekâ ve sanat ilişkisine dair de çarpıcı yorumlarda bulunan sanatçı, yapay zekânın veri ve algoritmalarla çalıştığını ancak gerçek yaratıcılığın ve sanatın temelindeki ateşin her zaman insana özgü “duygu” olduğunu vurguladı:
"Veri hiçbir zaman duyguyu geçemez. O duygunun hissettirdiği şeyi hissetmek, bir algoritmanın yapabileceği bir şey değil. Yapay zekâ ne kadar gelişirse gelişsin, o ilk kıvılcım hep bizde kalacak."
“Güneşe Doğru Yürüyen Kadın” ve Yeniden Doğuş
Geçirdiği ağır bir kaza ve sağlık sorununun ardından ölümden dönen Göğebakan, bu sürecin onda yarattığı “mindset” değişikliğini de samimiyetle paylaştı. Kendini kaybettiği, galerilerin ve satışların beklentileriyle boğuştuğu bir dönemin ardından yaşadığı bu travmanın, ona kendi özüne dönme cesaretini verdiğini söyledi. Bu süreçte gözünün önünden sürekli “güneşe doğru yürüyen bir kadın” imgesinin geçtiğini belirten sanatçı, bu metaforun yeni serisinin temelini oluşturduğunu açıkladı. “Kendi ışığıma sahip çıkıyorum” diyerek özetlediği bu yeni dönem eserlerinde, zamansızlık ve içsel özgürlük temalarını işlediğini dile getirdi.
Disiplinlerarası Sanat ve Gelecek Öngörüleri
Göğebakan, sanatın geleceğinin hibrit çalışmalarda olduğunu, salt dijital ya da salt geleneksel eserlerin tek başına yeterli olmayacağını belirtti. Genç sanatçılara, teknoloji maliyetleri konusunda akıllı ve seçici olmalarını, kalabalık iş birlikleri yerine vizyon sahibi birkaç kişiyle derinlemesine çalışmanın daha değerli olduğunu tavsiye etti.

















