Eylül Aşkın’ın sunduğu programın bu bölümü, Cihangir’deki Nostalji Antik’ten iç mimar ve editör Zeliha Köşlü’ye ev sahipliği yaptı. Keyifli ve derinlemesine geçen sohbette, Köşlü’nün iki farklı disiplini nasıl harmanladığından dekorasyon dünyasındaki evrensel ilkelere, pandemi döneminde aldığı yeni eğitimden yapay zekanın tasarımdaki rolüne kadar birçok ilginç konu ele alındı.
Zeliha Köşlü, iç mimarlık ve editörlük kariyerleri arasında güçlü bir bağ olduğunu vurgulayarak söze başladı. Ona göre her iki alan da “altın oran” ve “kompozisyon” gibi evrensel tasarım prensiplerine dayanıyor. Bir sayfanın mizampajı ile bir odanın tasarımı arasında benzerlikler kurduğunu belirten Köşlü, “İkisi de bir hikaye anlatıyor. İç mimarlıkta insanların evlerini, dolayısıyla hayat hikayelerini şekillendiriyorsunuz,” diyerek iki mesleği nasıl birleştirdiğini açıkladı.
Dekorasyon anlayışındaki Türkiye ve Avrupa farklarına değinirken, temelin “evrensel” olduğunun altını çizdi. İnsan bedeninin ve temel fiziksel ihtiyaçların değişmediğini, bu nedenle ergonomi ve ölçülerin her yerde benzer olduğunu ifade etti. Almanya’daki deneyiminden yola çıkarak, endüstriyel tasarım ve donanım gibi alanlarda Avrupa’nın gelişmiş olduğunu aktardı. “Neufert Yapı Tasarımı” kitabını ise mimari ve dekorasyonun alfabesi olarak nitelendirdi ve bu evrensel rehberin herkes için geçerli olduğunu söyledi.

“Zamansız” tasarım kavramını ise doğal malzemeler ve sürdürülebilir, dönüştürülebilir nesnelerle açıkladı. “Nesnelerin bir enerjisi ve ruhu olduğuna inanıyorum,” diyen Köşlü, antika eşyalarla modern parçaları dengeli bir şekilde harmanlamanın, geçmişle bugün arasında bir köprü kurduğu için önemli olduğunu düşünüyor. Örnek olarak, eski bir testinin abajur altlığına veya aileden kalma bir abajur şapkasının içine renk değiştirebilen dijital bir lambanın monte edilmesini verdi.
Dijital medyanın yükselişiyle ilgili soruya, yazılı dergilerin kalıcılığını vurgulayarak yanıt verdi. Ona göre dergiler, tıpkı sinemanın varlığını sürdürmesi gibi, her zaman var olacak. Günümüz dekorasyon trendlerine baktığımızda ise belirgin bir trend olmadığını, daha çok geçmiş ve geleceğin, dijital ve gelenekselin iç içe geçtiği bir dönemde olduğumuzu ifade etti. Pandemi sonrası öne çıkan en önemli konuların ise “home office” (ev ofisi) ve “ergonomi” olduğunu, insanların artık çalışma alanlarına ve fiziksel sağlıklarına daha çok önem verdiğini vurguladı.

Köşlü, pandemi dönemini bir fırsata çevirerek Kültürel Miras ve Turizm alanında eğitim aldığını açıkladı. Aslında arkeolojiye olan büyük hayranlığından bahsetti. İlk tercihinin “yaşlı bakımı” olduğunu, ancak danışmanın yönlendirmesiyle kültürel mirası seçtiğini ve “insanların yaşlı bölümüyle ilgilenmektense eşyaların ve tarihin peşinden gitmeye” karar verdiğini anlattı. Bu eğitimin, içinde yaşadığı şehrin ve ülkenin tarihsel katmanlarını daha iyi anlamasına yardımcı olduğunu belirtti.
Türkiye’deki tasarım sektörünün uluslararası arenada neden daha az görünür olduğu sorusuna ise yanıtı “tanıtım eksikliği” ve “doğru iş birliklerinin” yeterince kurulamaması oldu. Türkiye’de çok yetenekli tasarımcılar bulunduğunu ancak tasarımcıların üretkenliklerini düşüren maliyet, zaman ve imkansız isteklerle uğraşmak zorunda kaldıklarını ifade etti.
Son olarak, yapay zekanın tasarımdaki rolünü değerlendirdi. Yapay zekayı “konuşan bir ansiklopedi” olarak gördüğünü söyleyen Köşlü, ondan destek almanın faydalı olduğunu, ancak bilgileri her zaman teyit etmek ve sadece ona bel bağlamamak gerektiğini vurguladı. “Ona kim bilgi öğretti? Yine bir insan. Dolayısıyla her kanaldan araştırmaya devam etmeliyiz,” diyerek insan faktörünün ve geleneksel araştırma yöntemlerinin önemine işaret etti.
Programın sonunda, Zeliha Köşlü güncel projelerinden bahsetti. Kişisel web sitesi zelihakoslu.com üzerinden kendisine ulaşılabileceğini, danışmanlık alınabileceğini ve dijital editörlük çalışmalarına devam ettiğini duyurdu. Yapay zekayı ve dijital dünyayı öğrenme sürecinin ise heyecanla sürdüğünü ifade etti.













