Hikâyeyi Değiştirmek İçin 8 Milyar Neden
Dünya nüfusunun yarısının 2035’e kadar fazla kilolu olması bekleniyor. Tedavi edilebilen bir hastalık olan obezitenin medyadaki klişe görünümü ise çoğunlukla damgalayıcı ve ayrımcı; çocuk filmlerinin yüzde 85’inde kilolu karakterler “obur” ve “kötü kalpli,” aşk filmlerinde obeziteli bireyler “arzulanamaz” olarak sunuluyor.
Türkiye Obezite Araştırma Derneği, bu önyargılı dili değiştirmek için Lilly Türkiye’nin koşulsuz desteği ve Fujifilm’in katkılarıyla “Taşıdığımız Hikâyeler: Obezitenin Görünmeyen Yüzü” Üniversiteler Arası Kısa Film Yarışması’nı düzenledi. 4 Mart’ta başlayan ve 145 fakültenin katılımı beklenen yarışmanın, geleceğin iletişimcilerinin obeziteye ilişkin yerleşik klişeleri sorgulamasını hedefliyor.

Dünya nüfusunun yarısının, yani yaklaşık 4 milyar insanın 2035’e kadar fazla kilo veya obezite sorunuyla yaşayacağı öngörülüyor. 1975’te okul çağındaki çocukların sadece yüzde 4’ü fazla kiloluydu veya obeziteliydi. Ancak bu oran günümüzde yüzde 20 düzeyinde! Sadece bu rakamlar bile obezitenin küresel ölçekte büyük bir halk sağlığı sorunu olduğunu fark etmeye yetiyor.
Obezite bireysel bir tercih değil; çok boyutlu, kronik ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.
Bununla birlikte obezitenin medyadaki temsilleri çoğu zaman tek boyutlu ve sınırlı anlatılar üzerinden kurulmuş. Bu durum, obeziteyle yaşayan bireylerin toplumsal düzeyde damgalanmasına ve ayrımcı tutumlarla karşılaşmasını tetiklemekte.
Örneğin klinik araştırmalara göre çocuk filmlerinin yüzde 85’inde kilolu karakterler; “obur,” “pis” hatta “kötü kalpli” gibi etiketlerle sunuluyor. Karakterin kilosunun temel sebebi iradesizlik olarak gösteriliyor. “Yağ tulumu” veya “balon” gibi hakaret içeren ifadeler, komedi ve kinaye adı altında meşrulaştırılıyor. Oysa çocuklukta başlayan obezite, yetişkinlikte diyabet, kalp hastalığı ve bazı kanser türleri gibi ciddi hastalıklara zemin hazırlıyor. Dahası, kalp hastalıklarının erken belirtileri artık çocuklarda da görülüyor.
Romantik ilişkileri anlatan filmlerde ise obeziteli bireylerin arzulanamaz olduğu fikri işleniyor; kilolu bir karakterin aşkı bulabilmesi için ancak anında bir değişim (zayıflama mucizesi) yaşaması gerektiği mesajı veriliyor.
Medyanın kullandığı bu yanlış ve önyargılı dili değiştirmek isteyen Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD), Lilly Türkiye’nin koşulsuz desteği ve Fujifilm’in katkılarıyla “Taşıdığımız Hikâyeler: Obezitenin Görünmeyen Yüzü” Üniversiteler Arası Kısa Film Yarışması’nı düzenledi. Geleceğin iletişimcilerini, obeziteye ilişkin yerleşik klişeleri eleştirel bir bakışla sorgulamaya davet eden yarışmanın hedefi;
* Obeziteli bireylerin karşılaştığı zorlukları görünür kılmak,
* Obezitenin bir tercih değil, kronik ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu anlatmak,
* Damgalama ve ayrımcılığa karşı toplumsal empati kültürünü güçlendirmek,
* Geleceğin iletişimcileri ve sinemacılarının “önce insan dili”ni benimseyerek sorumlu bir medya yaklaşımı geliştirmelerini amaçlamak.

ÖDÜL TÖRENİ 13 MAYIS’TA
Resmi başvuruları 4 Mart Dünya Obezite Günü’nde başlayan yarışma, Türkiye’deki tüm üniversitelerin İletişim, Güzel Sanatlar, Sanat ve Tasarım Fakültelerinde okuyan lisans öğrencilerinin veya Sosyal Bilimler ve Güzel Sanatlar Enstitüleri’nin ilgili programlarında (lisansüstü) kayıtlı öğrencilerin katılımına açıktır.
Ulusal çapta 145 fakülteyi kapsayan yarışma sonucunda birinci seçilen kısa film, Fujiflm’den 100 bin TL değerinde hediye çeki kazanacak. İkinci film yine Fujifilm’den 75 bin TL’lik, üçüncü film ise 50 bin TL’lik çekle ödüllendirilecek.
Yarışmanın ana jürisinin başkanlığını, yönetmen Pelin Esmer üstlenecek. Jüride ayrıca Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölüm Başkanı Prof. Dr. S. Ruken Öztürk, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Deniz Sezgin Emüler ve
Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı görev alacak.
Bu yıl Avrupa Obezite Kongresi 12-15 Mayıs tarihleri arasında Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) ev sahipliğinde İstanbul’da yapılacak. “Taşıdığımız Hikâyeler Obezitenin Görünmeyen Yüzü Üniversiteler Arası Kısa Film Yarışması”nın ödül töreni de kongrenin ikinci gününde yani 13 Mayıs’ta düzenlenecek.
Yarışmayla ilgili bilgileri tasidigimizhikayeler.com web sitesinden ve
@tasidigimizhikayeler instagram-tiktok sosyal medya adreslerinden takip edebilirsiniz.
‘SİNEMADA GİZLİ AYRIMCILIK VAR’
PROF. DR. DENİZ SEZGİN EMÜLER (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi):
Günümüzün en güçlü anlatı aracı olan sinema, toplumsal algıları şekillendiriyor. Ancak uluslararası literatürde yapılan güncel akademik çalışmalar, beyaz perdenin ideal beden dışındaki formlara karşı sistematik bir ön yargı barındırdığını ortaya koyuyor. Özellikle çocuk filmlerinden Hollywood’un dev yapımlarına kadar uzanan bu temsil biçimi, obeziteyi tıbbi bir durumdan daha çok başarısızlık olarak sunuyor. Medyadaki bu damgalayan dil ve sınıflandırma, insanları sağlıklı bir hayata teşvik etmiyor; tam tersine onları depresyona, sosyal yalnızlığa ve özsaygı kaybına itiyor. Filmlerde sıkça karşılaştığımız ‘anında değişim’ sahneleri, gerçekçi olmayan beklentiler yaratarak bireyin kendi bedeniyle barışmasını engelliyor.
İngiliz medyası bu konuya daha çok sosyal sınıf penceresinden bakıyor. Birleşik Krallık yapımlarında kilo; genellikle düşük gelir düzeyi, eğitimsizlik ve kalitesiz beslenme ile eşleştiriliyor. Zayıf beden disiplinli ve başarılı orta sınıfın sembolü olurken, kilolu beden devletin sırtındaki bir ekonomik yük gibi resmediliyor. Bu durum, kilo sorununu yapısal bir problem olmaktan çıkarıp bireyin kendi sınıfsal başarısızlığıymış gibi gösteren bir ön yargıyı besliyor.
‘MEDYA DİLİ TOPLUM DAVRANIŞINI ETKİLİYOR’
PROF. DR. S. RUKEN ÖZTÜRK (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü):
Sinema çok güçlü bir sanat dalı. Elindeki araçlarla çok şey anlatıyor bize. Kameranın nerede ve nasıl konumlandığı, ne tür bir müziği seçtiği, ses kuşağında ne olduğu, kurgusu vs., bunların hepsi anlam yaratmaya katkı sağlıyor. Filmlerde hangi karakterler kahraman oluyor, kimin hikayesi gerçekçi bir şekilde anlatılıyor ya da fantastik bir şekilde anlatılsa bile film bize ne söylüyor? Burada da izleyici ve film arasında çok boyutlu bir ilişki var ve kuşkusuz filmler bizi etkiliyor, dönüştürüyor. Filmde kiminle özdeşleşiyoruz örneğin. Kimin gözünden anlatılıyor hikâye. Bunların hepsi bir anlam dünyası yaratıyor ve izleyici olarak bizi etkiliyor. Üniversite öğrencileri, bu alanda çalışacak olan yaratıcı öğrenciler (iletişim fakültelerinde, güzel sanatlar fakültelerinde ya da tasarım fakültelerinde okuyan öğrenciler) ister kurmaca ister belgesel, ister canlandırma yoluyla obeziteli bireylerin hikayelerini nasıl görüyorlar. Bunu merak ediyoruz.
Şu anda Türkiye’de obeziteli bireylerle ilgili ve sürekli olan bir kısa film yarışması yok. TOAD bu adımı attı. Güçlü ödülleri olan bir film yarışması düzenledi. Sanat yoluyla gençler bize ne anlatacak? Bize bir hikâye anlatırken izleyiciyi duygulandıracaklar belki, belki çokça düşündürecekler ve sorgulamamıza neden olacaklar. İzlerken ve izledikten sonra kuşkusuz biz de değişeceğiz.
‘ÖNYARGI TEDAVİYİ DE ETKİLİYOR’
PROF. DR. DİLEK YAZICI (Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı):
Türkiye Obezite Araştırma Derneği olarak bu projenin gerçekleşmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Obeziteyle ilişkili tüm paydaşları bünyesinde barındıran bir dernek olarak özellikle toplumda obezite farkındalığının yaratılması; obeziteli bireylerin yaşadıkları ön yargıya dikkat çekmek ve bunların ortadan kakmasını sağlamak ana misyonlarımızdan.
Obezitenin sadece “irade eksikliği” ya da “kişisel sorumluluk” çerçevesinde ele alınması, obezite ile ilgili yanlış inanışlar ve damgalama, obeziteli bireyleri toplumun dışına ittiği gibi sağlık yardımı almalarını bile engelleyerek hastalıklarının ilerlemesine ve ek sorunlarla seyretmesine neden olmakta. Bu nedenle toplumun tüm kesimlerinde ön yargıya dikkat çekmek gerekmekte. Toplumu birebir etkileyen mecra olan medyanın bu konuda farkındalık kazanması ve obeziteyle ilgili aktarımlarını peşin hükümsüz yapması çok önemli. Bu projede sanatın sihirli gücüyle iletişimin nasıl olumlu yönde gelişeceğini göreceğiz. Katılımları merak ve heyecanla bekliyoruz.
HOLLYWOOD KLİŞELERİ
- Kilolu kadınlar genellikle kontrolsüz, agresif veya toplumsal normların dışına itilmiş karakterler olarak çiziliyor.
- Romantik ilişkilerde obeziteli bireylerin arzulanamaz olduğu fikri işleniyor; kilolu bir karakterin aşkı bulabilmesi için ancak anında bir değişim (zayıflama mucizesi) yaşaması gerektiği mesajı veriliyor.
- Erkeklerde ise durum daha çok çocuksu ve sakar karakterler üzerinden ilerliyor. Kilolu erkekler, ciddiye alınmayan çocuk-adam figürleri olarak gösterilerek toplumda güçlü bir yer edinmelerine engel olunuyor.
- Özellikle çocuk filmlerinde durum oldukça vahim. İncelenen yapımların yüzde 85’inde kilolu karakterler; “obur,” “pis” veya “kötü kalpli” gibi etiketlerle sunuluyor. Karakterin kilosunun temel sebebi iradesizlik olarak gösteriliyor. “Yağ tulumu” veya “balon” gibi hakaret içeren ifadeler, komedi ve kinaye adı altında meşrulaştırılıyor. Sinemada uygulanan parçalama tekniğiyle, kamera karakterin yüzü yerine sadece göbeğine veya tabağına odaklanıyor. Bu teknik, kişiyi bir insan olarak değil, sadece bir tüketim nesnesi gibi görmemize neden oluyor.















